22.157 TL’lik Artış Krizi Büyüyor Memurlara yapılan 22.157 TL’lik seyyanen zammın emekli memurlara yansıtılmaması, kamu maliyesi ve sosyal güvenlik sistemi açısından yeni bir tartışma başlattı. Memur emeklileri, bu uygulamanın hem..
Memurlara yapılan 22.157 TL’lik seyyanen zammın emekli memurlara yansıtılmaması, kamu maliyesi ve sosyal güvenlik sistemi açısından yeni bir tartışma başlattı. Memur emeklileri, bu uygulamanın hem hukuki hem de anayasal açıdan sorunlu olduğunu savunurken; yaşanan kaybın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda statü ve hak kaybı anlamına geldiğini belirtiyor.
Tartışmanın merkezinde, aktif memur maaşlarına yapılan artış ile emekli memur aylıkları arasındaki bağın koparılması yer alıyor.
2008 öncesi göreve başlayan ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’na tabi memurlar için emekli aylıkları, görev aylıklarıyla bağlantılı bir sistem üzerinden belirleniyor. Bu sistemde temel ilke, 25 yıl hizmet eden bir memurun, aktif görev maaşının yaklaşık %75’i oranında emekli aylığı almasıdır.
Ancak memur emeklilerinin iddiasına göre bu oran fiilen %40’lara kadar geriledi. Özellikle 2023 Temmuz ayında aktif memurlara yapılan 8.077 TL artış ve devamında toplamda 22.157 TL’ye ulaşan seyyanen zam, emekli aylıklarına aynı oranda yansıtılmadı.
Bu durum, görev aylığı–emekli aylığı arasındaki hukuki bağın zayıflatıldığı eleştirisini beraberinde getirdi.
2023 yerel seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hak-İş kongresinde yaptığı konuşmada, en düşük memur maaşının 22.000 TL’ye çıkarıldığını ve bu artışın memur emeklilerine de otomatik olarak yansıtılacağını ifade etmişti.
Nitekim Temmuz 2023’te aktif memur maaşları yükseltildi. Ancak emekli aylıklarının belirlenmesinde farklı bir teknik yöntem izlenmesi ve seyyanen artışın emeklilere aynen uygulanmaması, memur emeklileri tarafından “verilen sözün tutulmaması” olarak değerlendirildi.
Üstelik 375 sayılı KHK’ya eklenen Ek Madde 40 ile düzenleme yapılması, anayasal ilkeler açısından da tartışma doğurdu.
Memur emeklilerinin dile getirdiği hukuki başlıklar şu şekilde özetleniyor:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi; belirlilik, öngörülebilirlik ve hukuki güvenliği içeriyor. Seçim öncesi yapılan açık beyana rağmen, sonradan farklı bir uygulamaya gidilmesi bu ilkenin zedelendiği iddiasını gündeme taşıdı.
Aynı statüden gelen aktif memur ile memur emeklisi arasında makul ve objektif bir gerekçe olmaksızın farklı uygulama yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu savunuluyor.
Devletin sosyal güvenliği sağlama yükümlülüğü yalnızca aylık bağlamak değil; bu aylıkların gerçek değerini korumak anlamına da geliyor.
Memurların mali haklarının kanunla düzenlenmesi gerekirken, KHK ek maddesiyle alanın daraltılması normlar hiyerarşisi bakımından eleştiriliyor.
2006 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı çerçevesinde Emekli Sandığı statüsüne ilişkin düzenlemelerin yasama tarafından karar hilafına yapılamayacağı savunuluyor. Bu bağlamda Emekli Sandığı’nın tek çatı altında eritilmesi ve mali yapısının farklılaştırılması hukuki tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Resmî verilere göre 2024 yılı enflasyonu %44,38 olarak açıklandı. Buna karşın memur emeklilerine yapılan kümülatif artışın %33,07’de kalması, “enflasyon farkı hesaplamasında teknik manipülasyon yapıldığı” iddiasını gündeme taşıdı.
Memur emeklileri, enflasyon karşısında reel gelir kaybı yaşadıklarını ve aylıklarının satın alma gücünün ciddi biçimde düştüğünü ifade ediyor.
2008 öncesi 5434’e tabi en düşük memur emeklisi aylığının yaklaşık 27 bin TL seviyesinde olduğu; olması gereken tutarın ise 58–60 bin TL bandında bulunduğu iddia ediliyor. Bu durumda aylık kaybın 30–35 bin TL’ye ulaştığı belirtiliyor.
2008 sonrası 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na tabi memurlar için ise ileride emekli olduklarında bağlanacak aylıkların 15–20 bin TL bandında kalabileceği öngörülüyor. Bu tablo, sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından ciddi bir uyarı olarak değerlendiriliyor.
Memur emeklilerinin en sert tepkisi, Emekli Sandığı gelirlerinin ve varlıklarının siyasal tasarruf alanı haline getirilmesi iddiasına yönelik.
Emekli Sandığı’nın gelirlerinin memur ve memur emeklisinin yıllarca ödediği keseneklerden oluştuğu; dolayısıyla bunun bir sosyal yardım fonu değil, mülkiyet hakkına dayalı bir sistem olduğu vurgulanıyor.
“Sosyal güvenlik sistemi ulufe dağıtılan bir yapı değildir; objektif, yazılı kurallara göre aylık bağlanan bir sistemdir” görüşü öne çıkıyor.
Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesiyle sisteme yaklaşık 3 milyon yeni emeklinin dahil edilmesi, prim–maaş dengesi açısından yeni yükler doğurdu. Memur emeklileri, prim gün sayısı ve prim miktarı kriterlerinin zayıflatılmasının sistemi sürdürülemez hale getirdiğini savunuyor.
Uzun yıllar yüksek kesenek ödeyen memur emeklileri ile kısa süreli prim ödeyerek emekli olan kesimler arasındaki farkın daraltılmasının adil olmadığı ifade ediliyor.
Memur emeklilerinin temel talebi üç başlıkta toplanıyor:
2023 Temmuz artışının emekli aylıklarına tam olarak yansıtılması
Görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki bağın yeniden tesis edilmesi
Doğan kayıpların geriye dönük telafi edilmesi
Memur emeklileri, talep ettikleri düzenlemenin bir lütuf değil; uzun yıllar ödenmiş primlerin ve kazanılmış hakların teslimi olduğunu vurguluyor.
22.157 TL’lik seyyanen zam tartışması, yalnızca bir maaş artışı meselesi olmaktan çıkmış durumda. Konu artık anayasal güvence, mülkiyet hakkı, normlar hiyerarşisi ve sosyal devlet ilkesi çerçevesinde çok boyutlu bir hukuk ve kamu maliyesi tartışmasına dönüşmüş bulunuyor.