“Sorun Vatandaş Değil, Yanlış Yasalar ve Eksik Uygulamalardır” 2018 yılında yürürlüğe giren İmar Barışı düzenlemesi, Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın uzun yıllardır çözülemeyen mülkiyet ve imar sorunlarına çözüm getiren önemli bir..
2018 yılında yürürlüğe giren İmar Barışı düzenlemesi, Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın uzun yıllardır çözülemeyen mülkiyet ve imar sorunlarına çözüm getiren önemli bir adım olarak hayata geçirilmişti. Düzenleme, yalnızca yapıların kayıt altına alınmasını sağlamakla kalmamış; aynı zamanda devlet ile vatandaş arasında güven ilişkisini güçlendirmiş, kamu bütçesine de milyarlarca liralık gelir kazandırarak altyapı ve kamu yatırımlarına kaynak oluşturmuştu.
Ancak 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, yapı güvenliği konusundaki ihmallerin ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğini acı biçimde gözler önüne serdi. Deprem sonrası süreçte, yapı kayıt belgesi bulunan bazı yapıların yeterli denetimden geçmemesi ya da usulsüz başvurularla belge alınmış olması, kamuoyunda haklı sorgulamalara yol açtı.
Bu tablo, iyi niyetle hayata geçirilen bir düzenlemenin, bazı uygulama eksiklikleri ve suistimaller nedeniyle tartışmalı hâle geldiğini ortaya koydu.
Uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri, yapı kayıt belgeli tüm yapıların toptan riskli ya da yıkılması gereken yapılar olarak değerlendirilmesinin hem teknik hem de sosyal açıdan hatalı olacağı görüşünde birleşiyor. Zira bu yapıların büyük bir bölümünün altyapısı tamamlanmış, elektrik, su ve yol gibi kamu hizmetlerinden yararlanan, uzun yıllardır fiilen kullanılan ve vatandaşların yaşam alanı hâline gelmiş yapılar olduğu vurgulanıyor.
Bu nedenle söz konusu yapıların denetlenerek, mühendislik kriterlerine uygun biçimde güçlendirilmesi veya kontrollü dönüşüm süreçlerine dâhil edilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu yaklaşımın, hem kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlayacağı hem de sosyal barışın korunmasına katkı sunacağı ifade ediliyor.
Bu noktada, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılarak, daha güçlü denetim mekanizmalarına sahip yeni bir İmar Barışı düzenlemesinin hayata geçirilebileceği dile getiriliyor. Önerilen yeni düzenlemenin;
Yapı kayıt belgeli yapıların zorunlu teknik denetimden geçirilmesini,
Depreme dayanıklılığı yetersiz yapılar için güçlendirme ve dönüşüm teşvikleri sunulmasını,
Altyapısı tamamlanmış ve kamu hizmeti alan yapıların yıkılmasının önüne geçilerek kaynak israfının engellenmesini,
Devletin gelir kaynaklarını artırırken, vatandaşın barınma hakkını güvence altına almasını
sağlayabileceği ifade ediliyor.
Bu sürecin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın teknik kapasitesi ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle şeffaf, denetimli ve adil bir şekilde yürütülmesinin mümkün olduğu vurgulanıyor.
Bugün milyonlarca ailenin, yeni bir yapı kayıt düzenlemesiyle hem mülkiyet güvencesine hem de güvenli konutlara kavuşmayı umut ettiği belirtiliyor. Yapılan çağrının yalnızca bir imar talebi değil; sosyal adalet, ekonomik akıl ve toplumsal huzur çağrısı olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan İmar Yasasına Takılanlar Derneği Genel Başkanı İbrahim Hacıoğlu, imar ve yapı kayıt mağduriyetlerine ilişkin yaptığı kapsamlı açıklamada, sorunun kaynağının vatandaş değil; yanlış yasalar, eksik uygulamalar ve idarenin görevini yerine getirmemesi olduğunu söyledi.
Hacıoğlu, özellikle 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’nın, kırsal alanlarda derin ve kalıcı yaralar açtığını vurguladı.
6360 sayılı yasa ile köy tüzel kişiliklerinin bir gecede ortadan kaldırıldığını hatırlatan Hacıoğlu, köylere ait mera, tarla ve taşınmazların yerel mutabakat olmaksızın belediyelere devredildiğini ifade etti. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle kırsal yaşamın, şehir merkezleriyle aynı ağır imar mevzuatına tabi tutulduğunu belirten Hacıoğlu, durumu şu sözlerle eleştirdi:
“Köyleri mahalle yaptınız ama ne altyapısını hazırladınız ne de planını yaptınız. Kırsalı, şehirlerin pahalı ve ağır imar hükümleriyle boğdunuz. Bu modernleşme değil, plansız bir tasfiyedir.”
Yasanın belediyelere iki yıl içinde imar planı yapma zorunluluğu getirdiğini ancak bu yükümlülüğün büyük ölçüde yerine getirilmediğini belirten Hacıoğlu, plan yapılmayan alanlarda vatandaşın evinin, ahırının ve deposunun otomatik olarak “kaçak yapı” statüsüne sokulduğunu söyledi.
“Burada açık bir hukuk skandalı vardır. Vatandaşın kusuru yoktur. Kusur, görevini yapmayan idarededir.”
2018’de çıkarılan İmar Barışı’nın devletin vatandaşına yaptığı açık bir çağrı olduğunu ifade eden Hacıoğlu, vatandaşların bu çağrıya güvenerek yapı kayıt belgesi aldığını ve bedel ödediğini hatırlattı. Ancak 2020’den itibaren geçmişe dönük uydu görüntüleriyle belgelerin iptal edilmesinin devlet-vatandaş güvenini zedelediğini vurguladı.
Pandemi sürecinde birçok vatandaşın kırsala yöneldiğini, mevcut yapılarını onardığını ya da yeni yapılar inşa ettiğini belirten Hacıoğlu, planlama yapılmadığı için bu yapıların da kaçak sayıldığını söyledi.
6 Şubat depremleriyle birlikte vatandaşın artık az katlı, yatay mimarili ve güvenli yapılarda yaşamak istediğini, ancak kırsal alanların plansız bırakıldığını ifade etti.
Açıklamasını sert bir çağrıyla tamamlayan Hacıoğlu, imar ve yapı kayıt sorununun ertelenerek değil, kararlı ve cesur adımlarla çözülebileceğini belirtti:
“Devlet-vatandaş güveni yeniden kurulmalıdır. Yapılar kayıt altına alınmalı, denetlenmeli ve bu kronik sorun kalıcı şekilde çözülmelidir. Vatandaşı suçlayan değil, hatasını kabul eden bir devlet anlayışı şarttır.”