Milli Parklara Büyük Tehdit… Türkiye’de doğa koruma politikaları açısından tarihi bir kırılma olarak değerlendirilen Milli Parklar Kanunu değişiklik teklifi, çevre örgütleri ve hukuk çevrelerinde sert tepkiyle karşılandı. Ekoloji hareketleri, teklifin..
Türkiye’de doğa koruma politikaları açısından tarihi bir kırılma olarak değerlendirilen Milli Parklar Kanunu değişiklik teklifi, çevre örgütleri ve hukuk çevrelerinde sert tepkiyle karşılandı. Ekoloji hareketleri, teklifin yasalaşması halinde milli parkların koruma statüsünün fiilen ortadan kalkacağını ve doğal alanların madencilikten turizme kadar geniş bir rant zincirine açılacağını savunuyor. Tepkilerin odağında ise teklifin görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi yer alıyor.
Çevre savunucularına göre teklif, yalnızca teknik bir düzenleme değil; Türkiye’nin en hassas ekosistemlerini geri dönüşü zor bir tahribat sürecine sokabilecek kapsamlı bir paradigma değişikliği anlamına geliyor.
Ekoloji platformları ve sivil toplum temsilcileri, milli parkların temel felsefesinin insan müdahalesinin minimumda tutulması olduğunu vurgulayarak, teklifin bu yaklaşımı kökten tersine çevirdiğini belirtiyor. Mevcut yasada milli parkların yalnızca zorunlu koruma faaliyetleri kapsamında sınırlı tesislere izin verdiği hatırlatılırken, yeni düzenlemenin geniş ölçekli yapılaşma ve yatırım projelerine kapı araladığı ifade ediliyor.
Uzmanlar, dünyada milli parkların en sıkı korunan alanlar olduğunu hatırlatarak, “Bir dal kırmanın bile cezalandırıldığı alanların Türkiye’de altyapı projelerine açılması kabul edilemez” görüşünü dile getiriyor.
Metinde en sert eleştirilerden biri, teklifin arkasındaki ekonomik yaklaşımın doğrudan siyasi iktidarın kalkınma modeliyle bağlantılı olduğu yönünde. Çevre örgütleri, 24 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının maden, enerji ve inşaat odaklı büyüme stratejisinde milli parkların sürekli “engel” olarak görüldüğünü savunuyor.
Gelibolu ve Kapadokya gibi alanların farklı yönetim modellerine devredilmesi örnek gösterilerek, koruma statülerinin zaman içinde zayıflatıldığı iddia ediliyor.
Türkiye’de tartışmanın en somut örneklerinden biri olarak Uludağ Milli Parkı gösteriliyor. Uludağ’da turizm ve yapılaşma projelerine karşı açılan çok sayıda davada projelerin önemli bölümünün iptal edildiği hatırlatılıyor.
Çevre hukukçuları, bu davaların milli parkların hukuki koruma mekanizmalarının ne kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtiyor. Ancak yeni teklifin, benzer projelere karşı dava açılmasını fiilen zorlaştıracağı iddia ediliyor.
Teklife karşı sivil toplumun tepkisi de dikkat çekici boyutlara ulaştı. Özellikle Bursa Su Kolektifi öncülüğünde yürütülen kampanyalarda kısa sürede binlerce ıslak imza toplanırken, dijital imza sayısının on binlerce seviyesine ulaştığı belirtiliyor.
Toplanan imzaların meclise sunulduğu ve muhalefet partileriyle görüşmeler yapıldığı ifade edilirken, çevre örgütleri buna rağmen sürecin ilerlemesini “siyasi iradenin doğa karşısındaki kararlılığı” olarak yorumluyor.
Teklifte en çok eleştirilen başlıklardan biri de Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yapısında öngörülen değişiklikler. Düzenlemeyle kurumun gelir artırıcı faaliyetlere yönlendirileceği ve özerk bütçeli yapıya dönüştürüleceği belirtiliyor.
Ekoloji çevreleri, bunun kurumun koruma misyonunu zayıflatacağını ve ticari baskıları artıracağını savunuyor. Teklifte avcılıkla ilgili çok sayıda düzenleme bulunması da ayrıca eleştiri konusu.
Teklifin en sert eleştirilen maddelerinden biri, milli parklarda ulaşım, enerji nakil hatları, petrol ve doğalgaz boru hatları, su ve haberleşme altyapısı gibi projelere izin verilmesini öngören düzenleme oldu.
Uzmanlara göre bu tür projeler:
Habitat parçalanmasına
Yaban hayatı ölümlerine
Yangın risklerinin artmasına
Ekosistem bütünlüğünün bozulmasına
neden olacak ciddi tehditler barındırıyor.
Teklifte su projeleri için plan şartı aranmamasına yönelik düzenleme de büyük tepki çekti. Çevreciler, milli parkların en temel varlıklarından biri olan suyun ticari kullanımının önünün açılacağını savunuyor.
Bu durumun özellikle ambalajlı su sektörüne yeni alanlar yaratacağı ve doğal su döngüsünü bozacağı ifade ediliyor.
Yeni düzenlemeyle milli parklarda turizm, rekreasyon ve çeşitli hizmet tesislerinin özel sektör tarafından işletilmesinin önünün açılması planlanıyor. Eleştirmenler, bunun milli parkların “korunan alan” statüsünden çıkarak ticari işletme alanına dönüşmesine yol açacağını savunuyor.
Teklifte yer alan bir diğer tartışmalı düzenleme ise milli parklardaki işgallerin değerlendirilmesine yönelik yetki verilmesi. Çevre hukukçuları bunun kaçak yapılaşmanın kalıcı hale gelmesine zemin hazırlayabileceğini belirtiyor.
Çevre örgütleri ve meslek odaları, teklifin geri çekilmesi çağrısını yineleyerek karar süreçlerinin bilimsel ve katılımcı şekilde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Açıklamalarda milli parkların yalnızca bugünün değil gelecek kuşakların yaşam güvencesi olduğu ifade ediliyor.
Uzmanlar, doğa koruma politikalarının ekonomik büyüme baskısı altında zayıflatılmasının uzun vadede geri dönülmez çevresel ve toplumsal maliyetler doğuracağı uyarısında bulunuyor.
Milli Parklar Kanunu değişikliği tartışması, Türkiye’de kalkınma ile doğa koruma arasındaki gerilimin en net örneklerinden biri olarak görülüyor. Yasa teklifinin akıbeti yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda ülkenin çevre politikalarının geleceğini belirleyecek kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor.

