İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yeni yasama döneminde imar, ruhsat, yapı kayıt, kırsal yerleşim ve mülkiyet sorunlarının yeniden ele alınmasını istedi. Hacıoğlu, “Talebimiz kuralsızlık, denetimsizlik veya koşulsuz bir..
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yeni yasama döneminde imar, ruhsat, yapı kayıt, kırsal yerleşim ve mülkiyet sorunlarının yeniden ele alınmasını istedi. Hacıoğlu, “Talebimiz kuralsızlık, denetimsizlik veya koşulsuz bir imar affı değildir” dedi.
İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı’nın ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyerek, yıllardır çözüm bekleyen imar ve mülkiyet sorunlarının yeni yasama döneminde yeniden gündeme alınması çağrısında bulundu.
Hacıoğlu, dernek olarak taleplerinin koşulsuz bir imar affı olmadığını vurgulayarak, denetimli, adil, deprem güvenliğini esas alan ve vatandaşın mülkiyet ile barınma hakkını gözeten yeni bir yapı kayıt ve imar düzenlemesine ihtiyaç olduğunu söyledi.
Türkiye’de yıllar içerisinde farklı nedenlerle ruhsatsız, ruhsatına aykırı veya mevcut imar mevzuatıyla uyumsuz yapıların ortaya çıktığını belirten Hacıoğlu, 2018 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen Geçici 16. madde kapsamında uygulanan Yapı Kayıt Belgesi sisteminin milyonlarca yapı ve bağımsız bölüm için bir kayıt mekanizması oluşturduğunu hatırlattı.
Ancak söz konusu uygulamanın tüm sorunları kalıcı olarak çözemediğini ifade eden Hacıoğlu, Yapı Kayıt Belgesi bulunan veya geçmişte başvuru sürecine dahil olan vatandaşların hâlâ çeşitli hukuki ve idari sorunlarla karşı karşıya kalabildiğini söyledi.
Bu sorunlar arasında tapu ve cins değişikliği, ruhsat ve iskân işlemleri, yapı güvenliği, belediye uygulamaları, elektrik, su ve doğal gaz abonelikleri, yapı kayıt belgesinin iptali, yıkım kararları, para cezaları ve Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi kapsamında yürütülen süreçlerin bulunduğunu belirten Hacıoğlu, konunun yalnızca bir imar sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getirdi.

Hacıoğlu, imar kaynaklı sorunların barınma, mülkiyet, ekonomik kayıp, aile düzeni ve sosyal huzur üzerinde de etkileri bulunduğunu ifade etti.
Deprem gerçeği ile mevcut imar sorunlarının birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Hacıoğlu, 6 Şubat depremleri başta olmak üzere Türkiye’de yaşanan depremlerin yapı güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.
Yeni bir düzenlemenin yalnızca yapıların kayıt altına alınmasına odaklanmaması gerektiğini belirten Hacıoğlu, önce yapı güvenliğinin tespit edilmesini, ardından hukuki statünün belirlenmesini önerdi.
Teknik olarak güvenli olduğu tespit edilen yapıların kayıt altına alınarak yasal statüye kavuşturulmasını isteyen Hacıoğlu, riskli yapıların ise güçlendirme veya kentsel dönüşüm sürecine alınması gerektiğini savundu.
Hacıoğlu, yaklaşımlarını “Önce denetim, sonra düzeltme; mümkün değilse güçlendirme veya dönüşüm” sözleriyle özetledi.
Yıkımın tek başına çözüm olarak görülmemesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, güvenli yapıların korunması, riskli yapıların güvenli hale getirilmesi ve hukuki sorunların da çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Dernek olarak yeni bir Yapı Kayıt düzenlemesi hazırlanmasını istediklerini açıklayan Hacıoğlu, geçmişteki uygulamadan yararlanamayan veya çeşitli nedenlerle sürecini tamamlayamayan yapılar için kontrollü bir kayıt mekanizması oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Yeni sistemde yapı güvenliği, mülkiyet durumu, yapı yaşı, kullanım amacı, imar planı durumu ile çevre ve şehircilik kriterlerinin birlikte değerlendirilmesini isteyen Hacıoğlu, düzenlemenin teknik inceleme ve denetim esasına dayanması gerektiğini söyledi.
Yapı Kayıt Belgesi bulunan yapıların hukuki statüsünün de netleştirilmesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, vatandaşların hangi işlemleri hangi şartlarda gerçekleştirebileceğinin açık ve herkes için aynı şekilde uygulanacak bir sistemle belirlenmesini istedi.
Hacıoğlu, uygulanabilir bir sistemin; Yapı Kayıt Belgesi, teknik inceleme, bina güvenlik değerlendirmesi, tapu ve ruhsat işlemleri ve ardından kalıcı hukuki statü şeklinde ilerlemesi gerektiğini ifade etti.
Vatandaşların aynı belgeyle farklı kurumlarda farklı uygulamalarla karşılaşmasının önüne geçilmesi gerektiğini söyleyen Hacıoğlu, uygulamada birlik sağlanmasının önemine dikkat çekti.
Yıkım süreçlerinin de teknik inceleme tamamlanmadan sonuçlandırılmaması gerektiğini savunan Hacıoğlu, yalnızca imar mevzuatına aykırılık gerekçesiyle bir yapının doğrudan yıkım sürecine götürülmemesi gerektiğini söyledi.
Öncelikle yapı güvenliğinin incelenmesi ve risk durumunun belirlenmesi gerektiğini ifade eden Hacıoğlu, giderilebilir aykırılıklar için vatandaşlara süre verilmesini istedi.
Güçlendirme mümkünse güçlendirme, dönüşüm mümkünse dönüşüm yolunun tercih edilmesi gerektiğini belirten Hacıoğlu, teknik olarak güvenli hale getirilemeyen yapılar için ise gerekli işlemlerin uygulanabileceğini kaydetti.
Hacıoğlu, “Yıkım son seçenek olmalıdır” diyerek, yeni imar düzenlemesinin hem vatandaşın mülkiyet ve barınma hakkını hem de yapı güvenliğini gözetmesi gerektiğini vurguladı.