İki Yazarın Ortak Hayali Gerçeğe Dönüştü: Yazar Ağacı Yayınevi’nin İlham Veren Kuruluş Hikâyesi

İki Kalemin Ortak Hayali: Hüseyin Bayrakdarlar ve Aylin Bayrakdarlar’dan Yazar Ağacı Yayınevi Türkiye’de bağımsız yayıncılık anlayışına farklı bir soluk kazandırmayı hedefleyen Yazar Ağacı Yayınevi, iki yazarın ortak emeği, ortak idealleri..

İki Yazarın Ortak Hayali Gerçeğe Dönüştü: Yazar Ağacı Yayınevi’nin İlham Veren Kuruluş Hikâyesi

İki Kalemin Ortak Hayali: Hüseyin Bayrakdarlar ve Aylin Bayrakdarlar’dan Yazar Ağacı Yayınevi

Türkiye’de bağımsız yayıncılık anlayışına farklı bir soluk kazandırmayı hedefleyen Yazar Ağacı Yayınevi, iki yazarın ortak emeği, ortak idealleri ve ortak yaşam yolculuğunun ürünü olarak yayın hayatını sürdürüyor. Yayınevinin kurucuları olan Hüseyin Bayrakdarlar ve Aylin Bayrakdarlar, yalnızca aynı hayatı paylaşan iki insan değil; aynı zamanda düşünce üretimini, yazarlığı ve yayıncılığı birlikte inşa eden iki üretken kalem olarak dikkat çekiyor.

Yazar Ağacı Yayınevi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Bayrakdarlar, yayınevinin kuruluş hikâyesinin ticari bir girişimden çok, yıllar boyunca biriken bilgi, emek ve ortak ideallerin doğal bir sonucu olduğunu ifade ediyor.

“Biz Bir Yayınevinden Önce Bir Hayal Kurduk”

Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Bayrakdarlar, yayınevinin kuruluş sürecini anlatırken şu değerlendirmede bulunuyor:

“Yazar Ağacı Yayınevi, yalnızca kitap basmak amacıyla kurulmuş bir işletme değildir. Biz önce bir hayal kurduk. Bilginin paylaşılması gerektiğine, yazının insan hayatını değiştirebileceğine ve nitelikli eserlerin daha fazla okuyucuya ulaşması gerektiğine inandık. Ardından bu hayali kurumsal bir yapıya dönüştürdük.”

Bayrakdarlar, yayınevinin temelinde yalnızca yayıncılık değil; düşünce üretimi, kültürel katkı ve kalıcı eserler bırakma anlayışının bulunduğunu belirtiyor.

İki Kurucu Yazarın Ortak Yolculuğu

Yazar Ağacı Yayınevi’nin diğer kurucu yazarı Aylin Bayrakdarlar, yaklaşık 15 yılı aşkın süredir özellikle İslam felsefesi, Doğu felsefesi, ruhsal gelişim ve kişisel dönüşüm alanlarında araştırmalar yapan ve eserler kaleme alan bir yazar olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Uzun yıllar boyunca Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli eğitim programlarına katılan Aylin Bayrakdarlar, bu süreçte edindiği bilgi birikimini yalnızca akademik notlar olarak bırakmak yerine kitaplaştırmaya başladı.

Hüseyin Bayrakdarlar ise bu yolculuğun en başından itibaren hem yaşam arkadaşı hem de yayıncılık sürecindeki en önemli destekçisi oldu.

“Her Kitabın Arkasında Ortak Bir Emek Var”

Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Bayrakdarlar, yayımlanan her eserin ortak bir emeğin ürünü olduğunu belirterek şöyle konuşuyor:

“Aylin yazdı, ben yalnızca yayımlamadım. Yazım sürecinden editöryal değerlendirmeye, yayın planlamasından okuyucuya ulaşmasına kadar bütün aşamaları birlikte yürüttük. Bu nedenle Yazar Ağacı Yayınevi, iki yazarın ortak üretim kültürünün sonucudur.”

Bayrakdarlar, yayıncılığı yalnızca teknik bir süreç olarak değil; yazarla birlikte yürütülen yaratıcı bir yolculuk olarak gördüklerini ifade ediyor.

Bilgisayardaki Dosyalardan Yayınevine Uzanan Hikâye

Kuruluş hikâyesinin dönüm noktası ise Aylin Bayrakdarlar’ın yıllarca hazırladığı onlarca kitap taslağı oldu.

Henüz hiçbir kitabı yayımlanmamışken bilgisayarında yaklaşık 40 kitaplık bir arşiv bulunduğunu anlatan çift, başlangıçta bu eserleri yalnızca çocuklarına bırakmayı düşündüklerini ifade ediyor.

Ancak Hüseyin Bayrakdarlar’ın söylediği tek bir cümle, bu düşünceyi tamamen değiştirdi:

“Bu bilgileri yalnızca kendi çocuklarımıza bırakmayalım. Başka insanların çocukları da bu eserlerden faydalansın.”

İşte bu düşünce, Yazar Ağacı Yayınevi’nin doğuşuna ilham veren en önemli adım oldu.

Yayıncılığı Yakından Tanıdılar

İlk eserlerini farklı yayınevleri aracılığıyla yayımlayan Bayrakdarlar çifti, bu süreçte yayıncılık sektörünün işleyişini yakından gözlemleme fırsatı buldu.

Bir kitabın yalnızca yazılmasının yeterli olmadığını, editörlükten tasarıma, dağıtımdan tanıtıma kadar birçok aşamanın profesyonel şekilde yürütülmesi gerektiğini deneyimleyen çift, zamanla kendi yayın ilkelerini oluşturdu.

Bu deneyimler sonucunda bağımsız ve yazar odaklı bir yayınevi kurma kararı aldılar.

Yazarı Merkeze Alan Yayıncılık Anlayışı

Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Bayrakdarlar’a göre Yazar Ağacı Yayınevi’nin en önemli farkı, yazarı yalnızca eser teslim eden kişi olarak görmemesi.

Yayınevi bünyesinde;

  • editörlük,
  • yayın danışmanlığı,
  • kapak tasarımı,
  • mizanpaj,
  • ISBN süreçleri,
  • baskı organizasyonu,
  • dağıtım,
  • tanıtım çalışmaları

gibi tüm aşamalar titizlikle planlanıyor.

Bayrakdarlar, özellikle ilk kitabını yayımlayacak yazarlara yol gösterici olmayı önemsediklerini belirtiyor.

Bilgi Paylaşımını Esas Alan Bir Vizyon

Yazar Ağacı Yayınevi, ticari yayıncılığın ötesinde bilgi üretimini ve kültürel paylaşımı önceleyen bir anlayış benimsiyor.

Aylin Bayrakdarlar’ın uzun yıllar boyunca aldığı eğitimlerden süzülen bilgi birikimi, Hüseyin Bayrakdarlar’ın yayıncılık vizyonuyla birleşerek bugün çok sayıda okuyucuya ulaşan eserlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Yeni Yazarlara Açık Bir Kapı

Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Bayrakdarlar, yayınevinin yalnızca kendi eserlerini yayımlayan bir kurum olmadığını da vurguluyor.

Nitelikli çalışmaları bulunan yeni yazarlara da kapılarının açık olduğunu belirten Bayrakdarlar, amaçlarının farklı alanlarda üreten kalemleri okuyucularla buluşturmak olduğunu ifade ediyor.

“Amacımız Kalıcı Eserler Bırakmak”

Yazar Ağacı Yayınevi’nin gelecek vizyonuna ilişkin değerlendirmede bulunan Hüseyin Bayrakdarlar, sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Biz kitap sayısını artırmayı değil, değeri olan eserler üretmeyi hedefliyoruz. Okuyucunun hayatına dokunan, düşündüren, sorgulatan ve gelecek kuşaklara aktarılabilecek eserler yayımlamak istiyoruz. Yazar Ağacı Yayınevi’nin temel amacı, bilgiye, düşünceye ve nitelikli yazarlığa kalıcı katkı sunmaktır.”

İki kurucu yazar, Hüseyin Bayrakdarlar ve Aylin Bayrakdarlar, ortak emekleriyle oluşturdukları Yazar Ağacı Yayınevi aracılığıyla yalnızca kitap yayımlamayı değil; düşüncenin, kültürün ve yazarlığın gelişimine katkı sunan uzun soluklu bir yayıncılık anlayışını büyütmeyi hedefliyor.

Yayınevinizin kuruluş hikâyesini ve temel yayın anlayışınızı anlatır mısınız?

Yazar Ağacı Yayınevi, iki yazarın, aynı zamanda hayat arkadaşı olan iki insanın ortak emeğiyle kuruldu. Genel yayın yönetmenimiz ve aynı zamanda eşim Hüseyin Bayrakdarlar ile birlikte yalnızca bir yayınevi kurmadık; yıllar içinde oluşan bir düşünceyi, bir emeği ve bir dayanışma anlayışını kurumsal bir yapıya dönüştürdük.

Ben ruhsal felsefe alanında yazıyorum. Yaklaşık on beş yıldır, yurt dışındaki çalışmalar da dâhil olmak üzere hem İslam felsefesi hem de Doğu felsefesi üzerine çok sayıda eğitim aldım. Eşim de bu eğitimlerin önemli bir bölümünde yanımdaydı. O yıllarda başka bir işte çalışıyor, gündüz işime gidiyor, akşam eğitimlere katılıyor, aynı zamanda ev ve çocuklarla ilgileniyordum. Eşim bütün bu süreçte bana büyük bir alan açtı. Benim yetişemediğim yerde sorumluluk aldı, eksik bıraktığım tarafları tamamladı. Bugün ortaya çıkan her eserde onun emeği de vardır.

Eğitimler sırasında ayrıntılı notlar tutmaya başlamıştım. Bir süre sonra yalnızca öğrendiklerimi kaydetmediğimi, onları anlaşılır ve güçlü bir dille yazıya aktarabildiğimi fark ettim. Notlar çoğaldıkça metinlere, metinler de kitaplara dönüştü. Aldığım eğitimleri olduğu gibi aktarmadım; kendi deneyimlerimi, sorgulamalarımı ve yıllar içinde yaşadığım dönüşümleri de bu metinlere kattım.

Beni yazmaya yönelten temel düşünce çocuklarımdı. İleride annelerinin hangi alanlarda eğitim aldığını, nasıl bir düşünsel ve ruhsal süreçten geçtiğini, hangi soruların peşine düştüğünü ve bu yolun gerçekte ne anlattığını bilmelerini istedim. İslam felsefesi ile Doğu felsefesinin, farklı kavramlar ve farklı isimler kullansa da birçok noktada aynı hakikati anlattığını görmüştüm. Ancak eğitim sürecimde ciddi bir kaynak eksikliği de yaşamıştım. Çocuklarımın aynı kaynak sorunuyla karşılaşmaması için öğrendiklerimi düzenli biçimde yazdım ve PDF dosyaları hâline getirdim.

Henüz tek bir kitabım bile yayımlanmamışken hazır durumda kırk kitabım vardı. Bir gün eşime, “Bunlar yalnızca bilgisayarda kalan PDF dosyaları olmamalı. Her birinden birkaç tane bastıralım, çocuklara bir kütüphane bırakalım,” dedim. Eşim ise bana, “Bunları kendi çocuklarına bırakmak istiyorsun ama başka insanların çocuklarını da bu bilgilerden mahrum bırakma. Yayımlayalım,” dedi. Yayın yolculuğumuz bu cümleyle başladı.

İlk kitaplarımız yayımlandığında henüz kendi yayınevimiz yoktu. Bu süreçte yayıncılık sektörünü yakından tanımaya başladık. Bir kitabın yalnızca yazılmasının ve basılmasının yeterli olmadığını gördük. Kitabın doğru okuyucuya ulaşması için tanıtım, iletişim, dağıtım ve ciddi bir emek gerekiyordu. Türkiye’de özellikle bağımsız yazarların doğru okur kitlesine ulaşması oldukça zor. Biz kendi kitaplarımız için tanıtım çalışmaları yürütürken, aynı sorunları yaşayan çok sayıda yazar olduğunu fark ettik.

Başlangıçta düşüncemiz, yazarların bir araya gelerek kendi tanıtımlarını yapabilecekleri ortak bir platform kurmaktı. Birlikte hareket edelim, birbirimizin sesini güçlendirelim istedik. Platform büyüdükçe yazarlardan yayınevleriyle yaşadıkları sorunları dinlemeye başladık. Şeffaf olmayan sözleşmeler, iletişim eksikliği, verilen sözlerin tutulmaması ve kitabı basıldıktan sonra yalnız bırakılan yazarlar vardı. Gelen talepler ve yaşanan mağduriyetler bizi yeni bir karar almaya götürdü. Yazarların karşısında değil, yanında duran; şeffaf, etik ve ulaşılabilir bir yayınevi kurduk.

Temel yayın anlayışımızda insanı ayrıştıran, halkı kin ve nefrete yönelten, dini, siyaseti ya da herhangi bir toplumsal hassasiyeti sömürü aracı hâline getiren eserlere yer vermiyoruz. Her düşünceye ve her inanca eşit mesafede duruyoruz; ancak bir fikrin ifade özgürlüğü adı altında insan onurunu hedef almasını da kabul etmiyoruz.

Dosya seçiminde yalnızca metnin niteliğine bakmıyoruz. Yazarın iletişim biçimi, üslubu, emeğe yaklaşımı ve birlikte çalışmaya uygunluğu da bizim için çok önemli. Çünkü Yazar Ağacı’nı yalnızca sözleşmeler üzerinden yürüyen ticari bir yapı olarak görmüyoruz. Bizim için burası, birbirinin emeğine saygı duyan insanların oluşturduğu bir yayın ailesidir. Bir dosya çok güçlü olabilir; ancak yazarın tavrı bu ortaklığa zarar verecekse o dosyayı yayımlamıyoruz.

Bizim yayın politikamızın en kısa karşılığı şudur: Önce insan, sonra eser. Çünkü iyi bir kitabın ortaya çıkması yalnızca iyi yazılmış cümlelere değil, güvene, karşılıklı saygıya ve aynı masada dürüstçe oturabilmeye de bağlıdır.

Bursa merkezli bir yayınevi olmanın size sağladığı avantajlar ve karşılaştığınız zorluklar nelerdir?

Bursa merkezli olmanın bize sağladığı en önemli avantajlardan biri, şehirde bizim yayın anlayışımıza yakın, farklı türlere açık ve özellikle yeni yazarlara alan tanıyan yayınevlerinin sınırlı olmasıdır. Biz yalnızca Bursa merkezdeki yazarlara değil, ilçelerde yaşayan ve yayın dünyasına ulaşmakta zorlanan yazarlara da destek veriyoruz. Bulunduğumuz şehirle bağ kurmayı, yerel yazarlara ulaşmayı ve onların sesini görünür hâle getirmeyi önemsiyoruz.

Bununla birlikte kendimizi yalnızca Bursa ile sınırlı bir yayınevi olarak görmüyoruz. Teknolojinin iletişimi bu kadar kolaylaştırdığı bir dönemde, yayınevinin hangi şehirde bulunduğu artık belirleyici bir unsur değil. Dosya değerlendirme, editörlük, redaksiyon, tasarım ve yayın hazırlığı gibi süreçleri Türkiye’nin her yerindeki yazarlarla rahatlıkla yürütebiliyoruz. Bugün farklı illerden birçok yazarımız bulunuyor.

Dağıtım, tanıtım, basın ilişkileri ve fuar katılımları konusunda da Bursa’da olmamız bize bir engel oluşturmuyor. Türkiye genelindeki dağıtım ağlarıyla çalışıyor, kitap fuarlarına katılıyor ve yazarlarımızın eserlerini farklı kanallar üzerinden okuyucuya ulaştırıyoruz. Dolayısıyla merkezimizin Bursa’da olması, çalışma alanımızı daraltmıyor; aksine bize güçlü bir yerel kimlik kazandırırken ülke genelinde hareket etme imkânı veriyor.

Bizim için asıl ölçü yayınevinin bulunduğu şehir değil, kurduğu sistemin gücüdür. Merkezimiz Bursa’da olabilir; ancak yayın ağımız, yazarlarımız ve okuyucularımız Türkiye’nin dört bir yanındadır.

Hangi tür kitaplara ağırlık veriyorsunuz?

Belirli bir türe ağırlık vermiyoruz. Roman, şiir, çocuk kitabı, şehir tarihi, araştırma, akademik çalışma ya da ruhsal felsefe olması bizim için tek başına belirleyici değil. Önceliğimiz, doğru eseri nitelikli biçimde hazırlamak ve kendi okur kitlesine ulaştırmaktır.

Bir eseri yalnızca türüne göre değil; içeriğine, anlatım gücüne, taşıdığı değere ve yayınlanabilir olmasına göre değerlendiriyoruz. Gerekli sertifika ve yetki belgelerimiz de farklı yayın türlerini hazırlayıp yayımlayabilecek kapsamda. Bu nedenle kendimizi belirli bir alana sıkıştırmıyor, nitelikli bulduğumuz her tür esere açık duruyoruz.

Bizim için belirleyici olan, eserin türü değil; yayın sürecine uygunluğu ve doğru okurla buluşabilecek bir niteliğe sahip olmasıdır.

Kitap seçiminde hangi kriterleri dikkate alıyorsunuz?

Kitap seçiminde öncelikle eserin içeriğine, anlatım gücüne, özgünlüğüne ve yayımlanmaya hazır olup olmadığına bakıyoruz. Metnin türü bizim için belirleyici değil; önemli olan, kendi alanında sağlam bir temele dayanması ve okura söyleyecek gerçek bir sözünün bulunmasıdır.

Bunun yanında eserin hukuki ve etik açıdan sorun taşımaması, ayrımcılığı, nefreti ya da herhangi bir inanç ve düşüncenin sömürülmesini teşvik etmemesi gerekir. Dosyanın editoryal çalışmayla geliştirilebilir olması da değerlendirme sürecimizin önemli bir parçasıdır.

Yazarın iletişim biçimi, emeğe yaklaşımı ve birlikte çalışmaya uygunluğu da seçim kriterlerimiz arasındadır. Çünkü yayın süreci yalnızca bir dosyanın basılması değil, yazar ile yayınevinin ortak bir çalışma yürütmesidir. Bu nedenle hem eserin niteliğini hem de kurulacak iş birliğinin sağlıklı olup olmayacağını birlikte değerlendiriyoruz.

Yeni yazarlarla çalışmaya ne kadar önem veriyorsunuz?

Yeni yazarlarla çalışmaya çok önem veriyoruz. Çünkü henüz geniş kitleler tarafından tanınmayan ama gerçekten güçlü kalemi, özgün anlatımı ve söyleyecek sözü olan çok kıymetli yazarlar var.

Bizim için mesele yalnızca bir kitabı yayımlamak değil; o eseri doğru biçimde hazırlamak, yazarı yayın sürecinde yalnız bırakmamak ve kitabın doğru okurla buluşmasını sağlamaktır. Editörlükten tasarıma, baskıdan tanıtım ve PR çalışmalarına kadar her aşamada özenli davranıyoruz.

İyi bir kalemin görünür hâle gelmesi, doğru tanıtılması ve okurla buluşması bizim için yayıncılığın en değerli taraflarından biridir. Bugün tanınmıyor olması, bir yazarın yarın güçlü bir okur kitlesine ulaşamayacağı anlamına gelmez. Bazen ihtiyaç duyulan tek şey, o kalemi fark edecek ve arkasında duracak doğru bir yayınevidir.

İlk kitabını yayımlamak isteyen yazarların size başvuru süreci nasıl işliyor?

Yazarların bize ulaşması oldukça kolay. Aktif bir yayıneviyiz; sosyal medya hesaplarımız üzerinden doğrudan iletişime geçebiliyor, katıldığımız kitap fuarlarında bizi ziyaret edebiliyor ya da düzenlediğimiz tanıtım ve PR etkinliklerinde bizimle tanışabiliyorlar.

Bizim de yazar olmamız nedeniyle geniş bir yazar çevremiz bulunuyor. Bu nedenle yayın dünyasına ilk kez adım atan bir yazarın yaşadığı çekingenliği ve belirsizliği yakından biliyoruz. Başvuran yazarla mümkün olduğunca açık ve doğrudan iletişim kurmaya çalışıyoruz.

İlk görüşmenin ardından yazar dosyasını bize iletiyor. Dosya içerik, anlatım, editoryal ihtiyaç ve yayın politikamıza uygunluk açısından inceleniyor. Uygun bulduğumuz çalışmalar için yazarla yeniden görüşerek editörlük, redaksiyon, tasarım, baskı ve tanıtım süreçlerini ayrıntılı biçimde anlatıyoruz. Yazarın neyle karşılaşacağını başından itibaren bilmesini önemsiyoruz.

Bize ulaşan yazarların önemli bir bölümü, daha önce birlikte çalıştığımız yazarların tavsiyesiyle geliyor. Bunun bizim için özel bir anlamı var. Bir yazarın bizi başka bir yazara önermesi, yaptığı sözleşmeden kitabının tanıtımına kadar bütün süreçte kendini güvende hissettiğini gösterir. Yayıncılıkta en güçlü referans, birlikte çalıştığınız yazarın memnuniyetidir.

Yeni yazarların en çok yaptığı hatalar nelerdir?

Bir yazar olarak söyleyebilirim ki yeni yazarların yaptığı ilk hatalardan biri, yalnızca adı çok duyulmuş yayınevlerine yönelmektir. Elbette her yazar eserini güçlü bir yayınevinde görmek ister. Ancak bazı yayınevleri dosyaları çok uzun süre bekletebiliyor, yüksek ücretler talep edebiliyor ya da başvurulara hiç dönüş yapmayabiliyor. Bu nedenle yalnızca yayınevinin adına değil, çalışma biçimine de bakmak gerekir.

Yazar, yayınevini seçerken daha önce birlikte çalıştığı yazarların deneyimlerini araştırmalıdır. Sözleşmeyi ayrıntılı biçimde okumalı; kitabın basımından sonra satış, dağıtım, tanıtım, reklam ve PR süreçlerinin nasıl yürütüleceğini açıkça sormalıdır. Fuar katılımlarında yazardan ayrıca ücret istenip istenmediği, fuarda satılacak kitapların yazara yeniden satılıp satılmadığı, telif ödemelerinin hangi koşullarda yapılacağı ve yayınevinin kitap çıktıktan sonra yazara ne kadar destek vereceği baştan bilinmelidir. Çünkü bir kitabı basmakla o kitabı okura ulaştırmak aynı şey değildir.

Yeni yazarların sıkça düştüğü bir başka hata da kitap yayımlanır yayımlanmaz çok yüksek satış rakamlarına ulaşacağını düşünmesidir. İlk satışlar çoğunlukla yazarın yakın çevresi, arkadaşları ve onu zaten tanıyan kişiler üzerinden gerçekleşir. Yeni bir yazarın kısa sürede yüzlerce ya da binlerce kitap satması mümkün olabilir; ancak bu, kendiliğinden ve yalnızca kitabın satışa açılmasıyla gerçekleşmez. Doğru tanıtım, doğru okur kitlesi, süreklilik ve yazarın kendi eserine sahip çıkması gerekir.

Bu nedenle yazarın yayın yolculuğuna yalnızca “Ünlü olacağım, kitabım çok satacak,” düşüncesiyle başlaması sağlıklı değildir. “Bu eserde emeğim var, söylemek istediğim bir söz var ve kitabımla birlikte yürümeye devam edeceğim,” diyebilmelidir. Yazar, kitabının arkasında değil, yanında durmalıdır.

Kitabın yayımlanması yolun sonu değildir; aslında okurla kurulacak uzun ilişkinin başlangıcıdır. Gerçekçi beklentilerle hareket eden, sözleşmesini dikkatle inceleyen, doğru yayınevini seçen ve ilk sonuçlarda motivasyonunu kaybetmeyen yazarın yolu daha sağlam ilerler.

Yazar seçiminde ticari beklenti mi, edebî değer mi daha ön plandadır?

Bu iki unsurun dengeli ilerlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Yayıncılığın göz ardı edilemeyecek bir ekonomik tarafı var. Bir kitabın editörlük, redaksiyon, tasarım, baskı, dağıtım ve tanıtım maliyetleri bulunuyor. Dolayısıyla hiçbir maliyeti yokmuş gibi hareket etmek mümkün değil. Ancak ticari beklentiyi her şeyin önüne koyduğunuzda da yayıncılığın temel anlamını kaybetmeye başlarsınız.

Bizim için eserin niteliği ve taşıdığı edebî değer önceliklidir. Bununla birlikte kitabın doğru biçimde hazırlanabilmesi ve yayın sürecinin sürdürülebilir olması da gerekir. Yazar Ağacı Yayınevi olarak editörlükten tasarıma, yayın hazırlığından tanıtıma kadar pek çok süreci kendi bünyemizde yürütebilecek bilgiye, eğitime ve deneyime sahibiz. Her aşamada dışarıdan yüksek maliyetli hizmetler almak zorunda kalmamamız, kararlarımızı yalnızca ticari beklentilere göre vermememizi sağlıyor.

Bir dosyayı değerlendirirken “Ne kadar satar?” sorusundan önce, “Bu eser ne söylüyor, nasıl söylüyor ve okurda nasıl bir karşılık bulabilir?” diye bakıyoruz. Elbette kitabın ekonomik gerçekliğini de hesaba katıyoruz; fakat iyi bir eseri yalnızca kısa vadede yüksek satış vadetmediği için gözden çıkarmıyoruz.

Bizce yayıncılık, yalnızca satacağı önceden belli olan kitapları basmak değildir. Henüz tanınmayan fakat güçlü bir kalemi fark etmek, o eseri özenle hazırlamak ve doğru okurla buluşturmak da yayıncının sorumluluğudur. Ticari sürdürülebilirliği koruyoruz; ancak edebî değeri ticari hesabın altında bırakmıyoruz.

Genç yazarların yayın dünyasına girmesi için ne gibi destekler sağlıyorsunuz?

Genç yazarların yalnızca teşvik edilmesinin değil, yazdıklarını yayımlayabilecekleri gerçek alanların oluşturulmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle gençlerin üretimlerini gösterebilecekleri, deneyim kazanabilecekleri ve yayın dünyasını yakından tanıyabilecekleri çeşitli çalışmalar yürütüyoruz.

Birlikte çalıştığımız Vefakâr Dergisi, her ay ücretsiz olarak yayımlanan bir edebiyat dergisidir. Derginin kurucusu da genç bir yazar olan Enes Papağan’dır. Vefakâr Dergisi ile Yazar Ağacı Yayınevi birbirini destekleyen iki yapı olarak ilerliyor. Dergi, yayınevimizin şeffaflık anlayışıyla kurduğu kendi e-ticaret sitesi üzerinden de okuyucuya ücretsiz olarak ulaştırılıyor. Her ay genç yazarlardan gelen şiir, öykü ve farklı türlerdeki metinleri değerlendirerek onlara ilk yayın deneyimlerini yaşayabilecekleri bir alan açıyoruz.

Bunun yanında genç yazarları yazmaya teşvik eden yarışmalar ve kampanyalar düzenliyoruz. Şu anda “Eşik” konulu bir yazı yarışmamız bulunuyor. Yarışmada birinci seçilen yazarın kitabını ücretsiz olarak yayımlayacağız. Böylece yalnızca bir metni ödüllendirmeyi değil, genç bir yazarın yayın dünyasına gerçek bir adım atmasını sağlamayı amaçlıyoruz.

Yazarlarımızın çocuklarına yönelik de özel bir uygulamamız var. Çocukların yazarlığı tanımaları, kendi hayal güçlerine güvenmeleri ve yazmaya karşı heves kazanmaları için hazırladıkları kitapları ücretsiz olarak yayımlıyoruz. Bir çocuğun yazdığı metni basılı bir kitap hâlinde görmesi, onun için yalnızca güzel bir hatıra değil, kendine duyduğu güveni güçlendiren önemli bir deneyimdir.

Genç yazarlara desteği yalnızca tavsiye vermek olarak görmüyoruz. Onlara yazabilecekleri bir alan, yayımlanabilecekleri bir mecra ve emeklerinin somut bir karşılığa dönüşebileceği gerçek imkânlar sunmaya çalışıyoruz.

Bir kitabın fikir aşamasından raflara ulaşmasına kadar geçen süreç nasıl ilerliyor?

Süreç, yazarın dosyasını bize ulaştırmasıyla başlıyor. Öncelikle eserin içeriğini, anlatımını, bütünlüğünü ve yayın politikamıza uygunluğunu değerlendiriyoruz. Dosyanın hangi çalışmalara ihtiyaç duyduğunu belirledikten sonra yazarla açık bir görüşme yapıyor, sürecin nasıl ilerleyeceğini ve hangi aşamalardan geçileceğini ayrıntılı biçimde anlatıyoruz.

Yayın kararı alındığında editörlük ve redaksiyon çalışmaları başlıyor. Metnin yapısı, bölüm düzeni, anlatım akışı, karakter ve zaman bütünlüğü inceleniyor. Yazım ve noktalama hataları gideriliyor; tekrarlar, anlatım bozuklukları ve metni zayıflatan cümleler düzeltiliyor. Ancak bütün bunlar yapılırken yazarın dili ve eserin kendine özgü yapısı korunuyor. Biz yazarın yerine başka bir metin yazmayı değil, onun kalemini daha güçlü ve anlaşılır hâle getirmeyi önemsiyoruz.

Metin son hâlini aldıktan sonra iç sayfa düzeni ve kapak tasarımı hazırlanıyor. Tasarımın eserin türüyle, konusuyla ve ulaşacağı okur kitlesiyle uyumlu olmasına dikkat ediyoruz. Son kontroller yazarla birlikte yapılıyor. Gerekli yasal işlemler tamamlandıktan sonra eser baskıya gönderiliyor.

Baskıdan çıkan kitabın satış kanallarına eklenmesi, dağıtımı, tanıtımı ve PR çalışmaları da sürecin devamıdır. Kitaplarımızı kendi e-ticaret sitemiz, internet satış kanalları, dağıtım ağları, fuarlar ve çeşitli tanıtım etkinlikleri aracılığıyla okura ulaştırıyoruz. Çünkü bizim için yayın süreci, matbaadan çıkan kolilerin yayınevine ulaşmasıyla tamamlanmış sayılmaz. Kitabın yayımlanması kadar, doğru okurla buluşması da önemlidir.

Editörlük, redaksiyon ve tasarım aşamalarında nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Editörlük, redaksiyon ve tasarımı birbirinden kopuk işlemler olarak görmüyoruz. Her aşama, bir öncekinin üzerine kurulan ortak bir çalışmanın parçasıdır.

Editörlük aşamasında eserin yalnızca cümlelerine değil, bütününe bakıyoruz. Romanlarda kurgu, karakter, zaman, mekân ve olay akışı; araştırma ve düşünce eserlerinde ise bilgi sıralaması, konu bütünlüğü ve anlatımın açıklığı inceleniyor. Eksik kalan, birbiriyle çelişen ya da tekrar eden bölümler belirleniyor. Gerektiğinde yazarla görüşerek metnin yapısını birlikte güçlendiriyoruz.

Redaksiyon aşamasında yazım, noktalama, dil bilgisi ve anlatım sorunları üzerinde çalışıyoruz. Cümleleri mekanik biçimde düzeltmek yerine metnin doğal akışını ve yazarın sesini korumaya dikkat ediyoruz. Her yazarın dili kendine özgüdür. Bütün metinleri aynı kalıba sokmak, eserin kişiliğini ortadan kaldırır.

Tasarım aşamasında ise kapak ve iç sayfa düzenini eserin kimliğine göre hazırlıyoruz. Yalnızca dikkat çeken değil, içeriği doğru temsil eden bir kapak tasarlamaya çalışıyoruz. Çocuk kitabıyla akademik bir çalışmanın, şiir kitabıyla romanın aynı tasarım anlayışıyla hazırlanması mümkün değildir. Yazı karakterinden sayfa boşluklarına, bölüm başlıklarından kapak görseline kadar her ayrıntıyı kitabın türüne göre değerlendiriyoruz.

Yazarı da sürecin dışında bırakmıyoruz. Yapılan düzenlemeler ve tasarımlar kendisine sunuluyor, görüşleri alınıyor ve son kararlar karşılıklı iletişimle veriliyor. Çünkü yayınevi ile yazar aynı eserin iki ayrı tarafı değil, aynı sonuç için çalışan iki yol arkadaşıdır.

Bir kitabın kaliteli şekilde hazırlanması için en kritik aşama sizce hangisidir?

Bir kitabın hazırlanmasında bütün aşamalar önemlidir; ancak en kritik aşamanın editörlük olduğunu düşünüyorum. Çünkü sağlam olmayan bir metni iyi bir kapakla ya da kaliteli bir baskıyla güçlü bir esere dönüştüremezsiniz.

Editörlük, metindeki yazım yanlışlarını düzeltmekten çok daha geniş bir çalışmadır. Eserin ne anlatmak istediğini, bunu ne kadar tutarlı anlattığını ve okura aktarırken nerelerde güç kaybettiğini görmeyi gerektirir. Bazen çok iyi bir fikir, dağınık bir anlatımın içinde görünmez hâle gelebilir. İyi bir editoryal çalışma, yazarın söylemek istediğini değiştirmeden metindeki karışıklıkları, tekrarları ve anlatımı zayıflatan bölümleri düzenler.

Ancak editörün görevi yazarı kendi diline benzetmek değildir. Yazarın üslubunu silen, bütün metinleri aynı sese dönüştüren bir çalışma doğru editörlük değildir. Bizim için başarılı editörlük, müdahalenin göze batmadığı ancak metnin önceki hâlinden çok daha sağlam olduğu çalışmadır.

Elbette redaksiyon, tasarım, baskı ve tanıtım da kitabın niteliğini doğrudan etkiler. Fakat temel doğru kurulmadığında sonraki aşamalar yalnızca görüntüyü düzeltir. Bir kitabın önce metni ayakta durmalıdır; diğer bütün çalışmalar o metnin doğru biçimde hazırlanmasını ve okura ulaşmasını sağlar.

Dijital baskı teknolojileri yayıncılığı nasıl değiştirdi?

Dijital baskı teknolojileri hem yayınevleri hem de yazarlar açısından yayıncılığın çalışma biçimini büyük ölçüde değiştirdi. Geçmişte bir kitabı ekonomik koşullarda basabilmek için matbaaya yüksek adetlerde sipariş verilmesi gerekiyordu. Beş yüz ya da bin adet basılan bir kitap kısa sürede satılmadığında ise yayınevinin elinde ciddi miktarda stok kalıyordu. Bazı yayınevleri bu maliyeti başlangıçta yazardan alıyor, satılmayan kitapları da daha sonra yine yazara bırakıyordu. Böylece yazar, kitabı henüz okurla buluşmadan yüksek bir maliyetin ve yüzlerce kitaplık stoğun altında kalabiliyordu.

Dijital baskıyla birlikte yüksek adetlerde ilk baskı yapma zorunluluğu büyük ölçüde ortadan kalktı. Artık bir kitabı başlangıçta daha sınırlı sayıda basmak, satış oldukça yeni baskı yapmak mümkün. Yazarın kitabına yüz adet talep gelirse yüz adet, daha sonra beş yüz adet talep oluşursa ihtiyaç kadar yeniden basılabiliyor. Kitabın tükenmesi aylar süren yeni bir matbaa hazırlığı gerektirmiyor; dosya hazır olduğu için baskı kısa sürede yenilenebiliyor.

Bu sistem stok yükünü de azaltıyor. Yüzlerce yazarı bulunan bir yayınevinin her kitaptan bin adet bastığını düşündüğümüzde, ortaya çok büyük bir depo ihtiyacı çıkar. Kitapların nemden, rutubetten, güneşten ve fiziksel deformasyondan korunması gerekir. Uzun süre bekleyen kitaplarda sararma, eğilme ve kapak hasarı gibi sorunlar oluşabilir. Üstelik yeni bir yazarın ilk baskısının bin adet satması çoğu zaman uzun bir sürece yayılır.

Dijital baskı sayesinde kitabı yıllarca depoda bekletmek yerine, satışa ve ihtiyaca göre basabiliyoruz. Bu hem kitabın fiziksel kalitesini koruyor hem de yayınevinin kaynaklarını satılmayı bekleyen stoklara bağlamasını önlüyor. Yazar açısından da başlangıç maliyetlerini azaltıyor. Yazar, henüz satılıp satılmayacağı belli olmayan yüzlerce kitabın bedelini ödemek yerine eserin hazırlanması ve gerçekçi bir ilk baskı üzerinden sürece başlayabiliyor.

Elbette yüksek satış rakamlarına ulaşmış kitaplarda farklı baskı yöntemleri maliyet bakımından ayrıca değerlendirilebilir. Ancak yeni yazarlar ve satış süreci henüz oluşmamış eserler için dijital baskı çok daha güvenli, esnek ve sürdürülebilir bir sistem sunuyor. Bizim için önemli olan depoyu kitapla doldurmak değil, ihtiyaç duyulduğu anda kitabı basıp okura ulaştırabilmektir.

Baskı maliyetlerindeki artış yayınevlerini nasıl etkiliyor?

Kâğıt, mürekkep, enerji, işçilik, ciltleme ve nakliye giderlerindeki artış, bir kitabın üretim maliyetinin tamamına yansıyor. Yayınevi yalnızca baskı ücretini ödemiyor; editörlük, redaksiyon, tasarım, yasal işlemler, dağıtım, tanıtım ve depolama gibi pek çok kalemi aynı anda karşılamak zorunda kalıyor. Bu nedenle baskı maliyetlerindeki artış hem kitap fiyatlarını hem de yayınevlerinin yeni eserler konusunda alacağı kararları doğrudan etkiliyor.

Yüksek adetli baskılarda yayınevi, henüz satışı gerçekleşmemiş kitaplar için önemli bir sermayeyi başlangıçta harcamış oluyor. Kitaplar bekledikçe depo ve koruma giderleri devam ediyor; buna karşılık yatırılan para uzun süre geri dönmeyebiliyor. Bu durum özellikle küçük ve orta ölçekli yayınevlerini daha temkinli hareket etmeye zorluyor.

Biz dijital baskının sağladığı esneklikten yararlanarak bu yükü azaltmaya çalışıyoruz. İlk baskıyı gerçekçi sayılarda tutuyor, talep arttıkça yeni baskı yapıyoruz. Böylece hem yazarı gereksiz bir maliyetin altına sokmuyor hem de yayınevinin kaynaklarını satılmayı bekleyen binlerce kitaba bağlamıyoruz.

Baskı maliyetlerinin artması yayıncılığı zorlaştırıyor; ancak doğru bir üretim planlamasıyla bu yükün tamamını yazara ya da okura aktarmak zorunda değiliz. Günümüz yayıncılığında önemli olan çok kitap basmak değil, ne kadar ihtiyaç varsa o kadar basabilmek ve kaynağı doğru kullanmaktır.

Bursa’dan çıkan bir kitabı Türkiye genelindeki okura ulaştırmak ne kadar zor?

Bizim açımızdan zor değil. Günümüzde bir yayınevinin hangi şehirde bulunduğundan çok, nasıl bir dağıtım ağı kurduğu önem taşıyor. Dağıtımcılarımızla güçlü ve düzenli bir çalışma yürütüyoruz. Kitaplarımızı dağıtım firmasına ulaştırdıktan sonra Türkiye genelindeki önemli satış platformlarında satışa sunabiliyoruz.

Ayrıca kendi e-ticaret sitemiz üzerinden de doğrudan satış yapıyoruz. Okur, Türkiye’nin hangi şehrinde olursa olsun kitabı sipariş verebiliyor ve kargo aracılığıyla kısa sürede teslim alabiliyor. Bu nedenle Bursa merkezli olmamız, kitaplarımızın ülke genelinde satılması açısından herhangi bir sınırlama oluşturmuyor.

Burada belirleyici olan, dağıtımcının çalışma kalitesi ve yayınevinin kurduğu sistemdir. Biz hem dağıtım kanallarımız hem de kendi satış altyapımız sayesinde kitaplarımızı Türkiye’nin farklı bölgelerindeki okurlara kolaylıkla ulaştırabiliyoruz.

Kitap dağıtımında en büyük sorunlar nelerdir?

Kitap dağıtımındaki en büyük sorunlardan biri, yeni kurulan yayınevlerinin dağıtım ağına hemen dâhil olamamasıdır. Dağıtım firmaları, çalışacakları yayınevinin güvenilirliğine, düzenli üretim yapıp yapmadığına, satış ve sevkiyat sisteminin ne kadar sağlam olduğuna bakıyor. Henüz kendi düzenini kuramamış, ticari altyapısı oluşmamış ya da sektörde yeterli güveni sağlayamamış yayınevleri dağıtım firmaları tarafından kabul edilmeyebiliyor.

Bu durumda yayınevi yalnızca kitap basmış oluyor ancak kitabı ülke genelindeki satış kanallarına ulaştırmakta zorlanıyor. Kendi e-ticaret sitesi bulunmayan ve dağıtım firmalarıyla çalışamayan bir yayınevinin okura erişimi doğal olarak sınırlı kalıyor.

Biz yayınevi olarak bu konuda bir sorun yaşamıyoruz. Kendi e-ticaret sistemimiz var ve güvenilir dağıtım firmalarıyla düzenli biçimde çalışıyoruz. Yayınevi, dağıtımcı ve satış kanalları arasında sağlam bir sistem kurulduğunda kitap dağıtımı sorun olmaktan çıkıyor.

Dağıtımda asıl mesele yalnızca kitabı bir yerden başka bir yere göndermek değildir. Güvenilirlik, süreklilik ve kurulan sistemin işleyişinin doğru olması belirleyicidir.

Kitapçılar mı, internet satışları mı, fuarlar mı daha etkili oluyor?

Bu soruya hem bir yayınevi yöneticisi hem de bir okur olarak cevap verebilirim. Hayatın hızlanmasıyla birlikte alışveriş alışkanlıklarımız da büyük ölçüde değişti. Bugün beyaz eşyadan market alışverişine kadar pek çok şeyi internet üzerinden sipariş ediyoruz. Kitap satışlarının da bu değişimin dışında kalması mümkün değil.

Bir kitabın fiziksel kitapçı raflarında bulunması elbette görünürlük açısından değerlidir. Ancak artık bir kitabın satış başarısını yalnızca rafta yer alıp almaması belirlemiyor. Okur, aradığı kitabı birkaç dakika içinde internetten bulabiliyor, sepete ekleyebiliyor ve bulunduğu şehre kadar getiriliyor. Bu kolaylık, çevrim içi satış kanallarını yayıncılığın en etkili araçlarından biri hâline getirdi.

Ben de yazarlığımın yanında düzenli olarak kitap okuyan biriyim. Özellikle kendi alanımla ilgili kitapları çoğu zaman internet üzerinden sipariş ediyorum. Bir kitapçıya tek tek gidip aradığım eserin bulunup bulunmadığını sormak yerine, akşam evimde otururken kitabı bulup sipariş vermek çok daha pratik geliyor. Üstelik çevrim içi satışta okur, bulunduğu şehirdeki kitapçıların raflarıyla sınırlı kalmıyor; Türkiye’nin farklı yayınevlerine ve çok daha geniş bir kitap seçkisine ulaşabiliyor.

Fuarlar da kitap satışı ve yazarın tanınması açısından oldukça etkili. Okurun yazarla doğrudan buluşması, kitabını imzalatması ve yayınevinin diğer eserlerini yakından incelemesi farklı bir bağ kurulmasını sağlıyor. Fuarlarda yalnızca kitap satılmıyor; yazarla okur arasında kalıcı bir ilişki de oluşuyor.

Bizim deneyimimize göre en etkili yöntem, tek bir satış kanalına bağlı kalmamaktır. Kendi e-ticaret sitemizde, çevrim içi satış platformlarında ve fuarlarda aktif biçimde yer alıyoruz. Günümüzde kitap satışını güçlendiren yapı, fiziksel raflardan çok güçlü bir çevrim içi satış sistemiyle fuar katılımlarının birlikte yürütülmesidir.

Sosyal medya kitap satışlarını ve yazarların tanınmasını nasıl etkiliyor?

Sosyal medyanın hem kitap satışlarında hem de yazarların tanınmasında çok güçlü bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Geçmişte bir yazar çoğunlukla yaşadığı şehirde, yakın çevresinde ya da katıldığı sınırlı sayıdaki etkinlikte tanınabiliyordu. Bugün ise Bursa’da yaşayan bir yazarın kitabını Türkiye’nin başka bir ucundaki okur görebiliyor, inceleyebiliyor ve sipariş verebiliyor.

Bu nedenle sosyal medya, yazarın yalnızca tanıtım yaptığı bir alan değil, doğrudan okuruyla bağ kurduğu bir mecra hâline geldi. Yazarın düşüncelerini, kitabının konusunu, yazma sürecini ve kendine özgü anlatımını paylaşması, okurun onu daha yakından tanımasını sağlıyor. Okur artık yalnızca kitabın kapağını görmüyor; o kitabı yazan kişiyi de tanıyor.

Ben kendi kitaplarımda da sosyal medyanın etkisini doğrudan görüyorum. Okurlardan çok sayıda talep sosyal medya üzerinden geliyor ve kitap satışlarımın önemli bir bölümü bu görünürlük sayesinde gerçekleşiyor. İnsanlar paylaşımlar üzerinden kitaba ulaşıyor, içerikle bağ kuruyor ve satın alma kararı veriyor.

Yayınevi olarak da yeni satışa açılan kitapları yalnızca duyurmakla yetinmiyoruz. Ücretli reklam çalışmaları yapıyor, yazarın ve kitabın sosyal medyada daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü bir kitabın iyi olması tek başına yeterli değil; doğru okurun o kitabın varlığından haberdar olması gerekiyor.

Sosyal medya doğru kullanıldığında yalnızca satış sağlayan bir araç değildir. Yazarı görünür kılar, okurla doğrudan ilişki kurmasına imkân verir ve kitabın kendi çevresinin dışına çıkmasını sağlar.

Bursa’nın kitap okuma kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda Bursa’nın tamamını kapsayan kesin bir değerlendirme yapmak istemem. Ancak kendi çevremden ve yayıncılık deneyimimden hareketle bazı gözlemlerimi paylaşabilirim.

Ben uzun yıllardır düzenli kitap okuduğum için bir dönem herkesin kitapla benzer bir ilişki kurduğunu düşünüyordum. Kendi kitaplarım yayımlandıktan sonra ise kitap okuma alışkanlığının sandığımdan daha sınırlı olduğunu gördüm. Elbette Bursa’da nitelikli eserleri takip eden, araştıran ve düzenli okuyan güçlü bir kitle var. Fakat bu kitlenin büyümesi için kitapla ilgili etkinliklerin daha görünür, çeşitli ve ulaşılabilir olması gerekiyor.

Bir yayınevi olarak Bursa’da kitap ve edebiyat çevresinde yeterince geniş kapsamlı organizasyonla karşılaşmadığımızı söyleyebilirim. Özellikle Bursa Kitap Fuarı’nın mevcut durumu bu açıdan önemli bir örnek. Geçmişte fuar daha geniş bir alanda düzenleniyordu. Merinos’a taşındıktan sonra ise daha dar bir alana sıkıştı. Katılmak isteyen her yayınevinin aynı salonda yer bulması mümkün olmuyor. Bu da hem yayınevlerinin katılımını hem de okurun ulaşabileceği kitap ve yayıncı çeşitliliğini azaltıyor.

Bursalı okurun fuara ilgi gösterdiğini görüyoruz. Sorun, okurun gelmemesi değil; ona yeterince geniş bir alan ve çeşitlilik sunulamaması. Bir okur görmek istediği yayınevini ya da aradığı kitabı fuarda bulamayabiliyor. Türkiye’nin büyük şehirlerinden biri olan Bursa’da yılda düzenlenen en önemli kitap etkinliğinin tek bir salona sığdırılması ciddi bir eksikliktir.

Bursa’nın nüfusu, tarihi ve kültürel birikimi düşünüldüğünde daha büyük, daha kapsayıcı ve daha fazla yayınevine açık bir kitap fuarını hak ettiğine inanıyorum. Kitap kültürünün gelişmesini istiyorsak yalnızca insanlara “Daha çok okuyun,” demek yetmez. Önce kitabı, yazarı ve yayınevini insanların karşısına daha güçlü biçimde çıkaracak alanlar oluşturmalıyız.

Bursa’nın tarihî ve kültürel zenginliği yayıncılık açısından yeterince değerlendiriliyor mu?

Yeterince değerlendirildiğini düşünmüyorum. Bursa, tarihî geçmişi, kültürel birikimi, mimarisi, mahalleleri, gelenekleri ve yetiştirdiği insanlarla çok güçlü bir şehir. Ancak bu zenginliğin edebiyata ve yayıncılığa aynı ölçüde yansıdığını söylemek zor.

En azından kendi yayınevimiz açısından baktığımda, Bursa’yı tarihî ve kültürel yönleriyle kapsamlı biçimde anlatan bir dosya henüz bize ulaşmadı. Böyle bir eserin yayımlanabilmesi için önce şehri gerçekten tanıyan, araştıran ve anlatabilecek güçlü bir kaleme ihtiyaç var.

Buradan açık bir çağrıda da bulunmak isterim. Bursa’nın tarihini, kültürünü, insanlarını ya da unutulmaya yüz tutmuş değerlerini anlatan nitelikli bir dosyası olan yazar, Yazar Ağacı Yayınevi olarak bize ulaştığında bu esere öncelik veririz. Dosya yayın politikamıza ve editoryal ölçütlerimize uygunsa, yayımlanması için gereken katkıyı sunacağımızın sözünü veriyorum.

Çünkü bir şehrin kültürel mirası yalnızca yapılarda ve arşivlerde yaşamaz. Yazıya geçirilmediğinde zamanla eksilir, unutulur ve gelecek kuşaklara aktarılamaz. Bursa’nın anlatılmayı bekleyen çok fazla hikâyesi olduğuna inanıyorum.

Türkiye’de yayıncılık sektörünün bugün en büyük problemi nedir?

Türkiye’de çok sayıda yayınevi bulunmasını tek başına bir sorun olarak görmüyorum. Asıl sorun, yayınevi adı altında faaliyet gösteren her kurumun aynı yayıncılık anlayışına, mesleki yeterliliğe ve etik sorumluluğa sahip olmamasıdır.

Bazı yayınevleri eserin niteliğinden, editörlük sürecinden ve kitabın okura ulaştırılmasından çok, yazardan alınacak ücrete odaklanabiliyor. Kitap basıldıktan sonra yazar yalnız bırakılıyor; dağıtım, tanıtım ve satış konusunda başlangıçta verilen sözler yerine getirilmeyebiliyor. Şeffaf olmayan sözleşmeler ve yazarın yeterince bilgilendirilmemesi de sektörde ciddi mağduriyetlere yol açıyor.

Yayıncılık yalnızca dosyayı matbaaya gönderip kitabı basmak değildir. Eseri doğru hazırlamak, yazarı süreç hakkında açıkça bilgilendirmek, sözleşme hükümlerini yerine getirmek ve kitabın okura ulaşması için çalışmak gerekir. Sektörün en büyük problemi, bu sorumlulukların bazı kurumlar tarafından yalnızca ticari kazanç uğruna geri plana atılmasıdır.

Korsan kitap piyasası yayınevlerini nasıl etkiliyor?

Korsan kitap, yazarın da yayınevinin de emeğinin karşılıksız bırakılmasıdır. Bir eserin ortaya çıkmasında yalnızca yazarın yazdığı metin yoktur. Editörlük, redaksiyon, tasarım, baskı, dağıtım ve tanıtım süreçlerinde birçok insanın emeği bulunur. Korsan satış, bütün bu emeği yok sayar.

Yayınevleri gerekli yetki belgeleriyle çalışıyor, kitapları için bandrol alıyor ve yasal yükümlülüklerini yerine getiriyor. Buna karşılık denetimsiz biçimde çoğaltılan ve satılan kitaplar, hem maddi kayba hem de yayıncılık sistemine duyulan güvenin zedelenmesine neden oluyor.

Bu konuda daha güçlü bir denetim yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bandrolsüz ve izinsiz kitap satışının önüne geçilmeli, korsan üretim ve satış yalnızca şikâyet geldiğinde değil, düzenli denetimlerle takip edilmelidir. Devletin yayıncılık sektörüne vereceği en önemli desteklerden biri, yazarın ve yayınevinin emeğini koruyacak etkili bir denetim sistemi kurmaktır.

Okuma alışkanlıklarının azalması yayıncılığı nasıl etkiliyor?

Okuma alışkanlığı azaldığında bunun etkisi yalnızca kitap satışlarında görülmüyor. Baskı adetleri düşüyor, bir kitabın üretim maliyeti artıyor ve yayınevleri yeni eserlere yatırım yaparken daha çekingen davranabiliyor. Bu durum, henüz tanınmayan ancak güçlü kalemi olan yazarların okurla buluşmasını da zorlaştırıyor.

İnsanların kitap okumamasını yalnızca bireysel bir tercih olarak değerlendirmemek gerekir. Kitaba erişim, kitap fiyatları, çocuklukta kazanılan alışkanlıklar, okul ve kütüphane sistemi, kültür etkinlikleri ve sosyal çevre de okuma alışkanlığını doğrudan etkiler.

Okuma kültürünü güçlendirmek için yalnızca “İnsanlar artık kitap okumuyor,” demek yeterli değil. Kitabı daha erişilebilir hâle getirmek, çocukları erken yaşta nitelikli eserlerle buluşturmak, yazar ve okur etkinliklerini artırmak gerekir.

Devletin yayıncılık sektörüne yönelik desteklerini yeterli buluyor musunuz?

Yeterli bulmuyorum. Yayıncılık, bir ülkenin kültürel hafızasını oluşturan alanlardan biridir ve yalnızca ticari bir sektör olarak değerlendirilmemelidir.

Kâğıt ve baskı maliyetlerinin azaltılması, bağımsız yayınevlerinin fuarlara katılımının desteklenmesi, kütüphanelerin yerli yayınevlerinden daha fazla kitap alması ve korsan yayıncılığa karşı etkili denetim yapılması gerekir. Özellikle genç yazarları yayımlayan, yeni kalemlere alan açan ve kültürel üretime katkı sağlayan yayınevleri için daha ulaşılabilir destek programları hazırlanabilir.

Devletin desteği, hangi kitabın yayımlanacağına müdahale etmek anlamına gelmemelidir. Yayıncılığın sağlıklı, şeffaf ve sürdürülebilir biçimde devam edebilmesi için gerekli koşulları oluşturmalıdır. Kültür hayatının devamı yalnızca yazarın ve yayınevinin omuzlarına bırakılmamalıdır.

Okuyucuya vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Okuyuculara verebileceğim en önemli mesaj, kitap seçerken yalnızca çok satanlara, çok bilinen isimlere ya da sürekli karşılarına çıkarılan eserlere bağlı kalmamalarıdır. Henüz tanınmamış bir yazarın kitabında, yıllardır aradıkları düşünceyi, duyguyu ya da kendilerinden bir parçayı bulabilirler.

Her kitabın arkasında uzun bir emek, sabır ve anlatılmak istenen bir söz vardır. Bir okurun o kitabı seçmesi, okuması ve başkasına önermesi yalnızca bir satış değildir; bir yazarın sesinin daha uzağa ulaşmasını sağlar.

Kitap okumak, insanın yalnızca bilgi edinmesi değil, kendisi dışındaki hayatlara da yaklaşabilmesidir. Bu nedenle okurların yeni kalemlere karşı meraklarını kaybetmemelerini, yerli yazarları desteklemelerini ve kitapla kurdukları bağı yalnızca popüler olanla sınırlamamalarını isterim. Çünkü bazen hayatımızda iz bırakan eser, herkesin bildiği kitap değil; kimsenin henüz fark etmediği kitaptır.

Saygılarımla

Yazar Ağacı Yayınevi Kurucu Ortağı

Yayın Koordinatörü & Editör & Ruhsal Felsefe Yazarı

Aylin Bayrakdarlar

Atlas International Group

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.