Yeni diri fay haritası Bursa’nın deprem riskini değiştirmedi; uzman uyardı… Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeofizik Mühendisi Doç. Dr. Mustafa Şenkaya, kamuoyunda geniş yankı uyandıran yeni diri fay haritasını Bursa..
BURSA – Türkiye’de deprem araştırmaları açısından en önemli bilimsel kaynaklardan biri olan güncellenmiş diri fay haritasının yayımlanmasının ardından gözler yeniden aktif fay hatlarının bulunduğu kentlere çevrildi. Marmara Bölgesi’nin en yüksek deprem riski taşıyan illerinden biri olan Bursa’da da vatandaşlar, yeni haritanın kent açısından ne anlama geldiğini merak etmeye başladı.
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bursa Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Jeofizik Mühendisi Doç. Dr. Mustafa Şenkaya, kamuoyunda oluşan “Bursa’da yeni faylar mı bulundu?” veya “deprem riski arttı mı?” sorularına açıklık getirdi.
Şenkaya, yayımlanan yeni diri fay haritasının Bursa için deprem tehlikesini değiştiren yeni bir gelişme olmadığını belirterek, kentte bilinen aktif fay sistemlerinin uzun yıllardır bilimsel çalışmalarla ayrıntılı biçimde ortaya konulduğunu ifade etti.
Doç. Dr. Mustafa Şenkaya, Bursa ve çevresindeki diri fayların onlarca yıldır üniversiteler, araştırma kurumları ve bilim insanları tarafından detaylı biçimde incelendiğini söyledi.
Yeni yayımlanan haritanın, mevcut bilimsel verilerin güncellenmesi niteliğinde olduğunu belirten Şenkaya, Bursa açısından deprem tehlikesini artıran ya da azaltan yeni bir durum bulunmadığını dile getirdi.
“Bursa’nın deprem gerçeği zaten biliniyor. Yeni harita bunu değiştirmiyor. Kentimiz uzun yıllardır aktif fay sistemlerinin etkisi altında bulunuyor. Dolayısıyla asıl mesele yeni fayların ortaya çıkması değil, mevcut deprem tehlikesine ne kadar hazır olduğumuzdur.” dedi.

Şenkaya’nın dikkat çektiği en önemli konu ise Bursa’nın zemin özellikleri oldu.
Kent merkezi başta olmak üzere birçok ilçede alüvyal ve gevşek zeminlerin yaygın olduğunu belirten Şenkaya, olası büyük bir depremde bu zeminlerin sarsıntıyı büyütebileceğini söyledi.
Deprem sırasında zeminin davranışının en az depremin büyüklüğü kadar önemli olduğuna dikkat çeken Şenkaya, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bir deprem aynı büyüklükte gerçekleşse bile her bölgede aynı etkiyi oluşturmaz. Zeminin yapısı, yeraltı su seviyesi, gevşek tabakalar ve jeolojik özellikler sarsıntının şiddetini doğrudan etkiler. Bursa’nın önemli bölümünde bulunan zayıf zeminler nedeniyle deprem dalgaları büyüyebilir ve hasar ciddi ölçüde artabilir.”
Uzmanlara göre Bursa Ovası’nın jeolojik yapısı, deprem açısından özel değerlendirilmesi gereken alanların başında geliyor.
Şenkaya, ovanın “basen” olarak tanımlanan çanak biçimli jeolojik yapısının deprem dalgalarını uzun süre içeride tutabileceğini ve bunun sarsıntının süresini ile şiddetini artırabileceğini ifade etti.
Bu durumun özellikle eski yapı stokunun yoğun bulunduğu bölgelerde daha büyük risk oluşturabileceğini belirten Şenkaya, kent merkezindeki deprem analizlerinde bu özelliğin yeterince dikkate alınmadığını söyledi.
Deprem riskinin yalnızca fay hatlarına bakılarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Şenkaya, Bursa için en önemli yaklaşımın “Deprem-Zemin-Yapı” üçlüsünün birlikte incelenmesi olduğunu söyledi.
Bir binanın güvenliğinin sadece mühendislik hesaplarına bağlı olmadığını belirten Şenkaya, aynı zamanda bulunduğu zeminin davranışının da belirleyici olduğunu ifade etti.
“En sağlam bina bile kötü zeminde beklenenden fazla hasar görebilir. Buna karşılık iyi zemin üzerinde bulunan yapıların performansı çok daha farklı olabilir. Bursa’da deprem güvenliğini değerlendirirken fay, zemin ve yapı birbirinden bağımsız düşünülmemelidir.”
Şenkaya, özellikle Bursa’nın ilçe merkezlerinde daha ayrıntılı sismik ve jeoteknik çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.
Başta İnegöl olmak üzere İznik, Gemlik, Mudanya, Karacabey, Yenişehir ve Mustafakemalpaşa’nın zemin özellikleri nedeniyle öncelikli araştırma alanları arasında yer aldığını belirten Şenkaya, bu bölgelerde ayrıntılı mikro-bölgeleme çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini ifade etti.
Bu ilçelerdeki yerleşim alanlarının önemli bölümünün gevşek zeminler üzerinde bulunduğunu belirten Şenkaya, deprem sırasında oluşabilecek büyütme etkisinin ayrıntılı olarak ortaya konulmasının büyük önem taşıdığını söyledi.
2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde en ağır yıkımın yaşandığı illerden biri olan Hatay’ın zemin özelliklerini örnek gösteren Şenkaya, Bursa ile Hatay arasında dikkat çekici benzerlikler bulunduğunu belirtti.
Yıllardır bu konuda uyarılarda bulunduklarını ifade eden Şenkaya, özellikle alüvyal zeminlerin deprem dalgalarını büyütebildiğini ve bunun yapı hasarını önemli ölçüde artırabildiğini söyledi.
“Bursa’nın zemin özellikleri nedeniyle oluşabilecek riskler uzun yıllardır bilimsel çalışmalarda dile getiriliyor. Deprem tehlikesini yalnızca fayların konumuyla açıklamak doğru olmaz. Zeminin davranışı en az deprem kadar önemlidir.”
Şenkaya’ya göre Bursa’da bugüne kadar yapılan birçok deprem değerlendirmesinde kullanılan genel kabullerin artık yeterli olmadığı görülüyor.
Kent ölçeğinde daha ayrıntılı jeolojik modellemelere ihtiyaç bulunduğunu belirten Şenkaya, her ilçenin hatta mahallelerin bile farklı zemin davranışları gösterebildiğini ifade etti.
Bu nedenle yerel ölçekte hazırlanacak deprem senaryolarının daha gerçekçi sonuçlar vereceğini söyledi.
Doç. Dr. Mustafa Şenkaya, AFAD Bursa koordinasyonunda yürütülen ve Türkiye’de ilk kez uygulanan ilçe bazlı risk azaltma çalışmalarına da değindi.
2017-2031 İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar çerçevesinde ilçe ilçe toplantılar düzenlendiğini belirten Şenkaya, belediyeler ve kamu kurumlarıyla birlikte her ilçenin kendine özgü afet risklerinin değerlendirildiğini söyledi.
Bu çalışmaların yalnızca deprem değil; heyelan, taşkın ve diğer doğal afet risklerini de kapsadığını ifade eden Şenkaya, özellikle zemin sorunları ile yapı stokunun birçok ilçede ortak problem olarak öne çıktığını belirtti.
Açıklamasının sonunda deprem gerçeğinin değişmeyeceğini vurgulayan Doç. Dr. Mustafa Şenkaya, asıl hedefin afet olduktan sonra müdahale etmek değil, afet öncesinde riskleri azaltmak olması gerektiğini söyledi.
Şenkaya, bilimsel veriler ışığında yapılacak ayrıntılı zemin etütleri, güncel deprem senaryoları, güvenli yapılaşma politikaları ve kentsel dönüşüm çalışmalarının Bursa’nın geleceği açısından hayati önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Depremi engelleme şansımız yok. Ancak doğru mühendislik uygulamaları, sağlam yapı stoku, ayrıntılı zemin analizleri ve bilimsel planlama sayesinde depremi afete dönüşmeden yönetebiliriz. Bursa’nın önceliği yeni fay aramak değil; mevcut deprem tehlikesine karşı hazırlık düzeyini artırmak olmalıdır.”